Kaynak Dilin İyi Bilinmesinin Tercüme Üzerindeki 2 Etkisi

Tercüme, kaynak-mesaj-hedef-geri bildirim iletişim şemasındaki iletişim ögelerinden oluşmaktadır. Tercümede normal iletişimden farklı olarak hedef ve kaynak dil birbirinden farklıdır. Bu nedenle tercümanlara ihtiyaç duyulur.

Tercüman kaynak dilde iletilen mesajları hedef dilde oluşturarak yani çevirerek hedef dile aktarır. Böylece dil engeli tercümanlar tarafından aşılarak iletişim gerçekleşmiş olur.

Kaynak ve hedef dil arasındaki iletişim döngüsünde kaynak dilin tercümedeki önemini inceleyelim.

Kaynak Dil İletişimin Başlangıç Noktasıdır

Yukarıda da kısaca bahsettiğimiz iletişim döngüsünde, döngünün başlangıç noktasını kaynak dil oluşturur. Kaynak dili daha sonra mesaj ve hedef dil takip eder.

İletişimi başlatan ve özellikle tercümede hedef dile hitap eden dil olarak gösterilen kaynak dil, tercümanların hakim olması gereken noktalardan en önemlisidir. Çünkü tercüman konuşmacının kullandığı kaynak dili anlayamazsa, konuşmanın içerdiği mesajları yakalayamaz ise hedef dile iletmesi gereken mesajları kaçırır. Bu da sağlıklı ve anlaşılır bir iletişim sağlanmasını engeller.

Tercümanların esas aldığı kuralların başında, kesintisiz iletişimi sağlayarak insanların birbirlerini anlamasını sağlamaktır. Kaynak dilin çözümlenmediği, anlaşılmadığı taktirde sağlıklı bir iletişimden söz edilemez.

Kaynak Dil Önemli Mesajlar İçerir

Sözlü tercümenin gerçekleştiği alanlarda konuşmacılar ve dinleyicilerin var olduğu konferans, seminer, toplantı gibi geniş kitlenin katılımcı olduğu kişilere hitap edilir. İki ana tercüme türünden biri olan sözlü tercüme hakkındaki sözlü tercüme tarihi ve türleri  yazımıza göz atabilirsiniz.

Bahsedilen alanlarda konuşmacılar ve dinleyiciler mevcuttur. Bu noktada konuşmacılar kaynak dinleyiciler ise hedef dili temsil eder. Bu gibi etkinliklerde tercümeye ihtiyaç duyulma nedeni konuşmacı ve katılımcıların farklı dillerde olmasıdır.

Örneğin konuşmacı Almanca konuşurken dinleyiciler Japonca ana diline sahip ise, tercüman için kaynak dil Almanca, hedef dil ise Japoncadır. Tercümanın bu gibi iki diller arasında hatasız ve açık bir şekilde iletişimi sağlaması gerekir.

Bu döngüde kaynak dili iyi anlamak, konuşmacının kaynak dilde verdiği mesajları çözümlemek oldukça önemlidir. Tercümanın kaynak dili ana dili derecesinde bilmesi gerekir.

Tercüman kaynak dili tüm yönleri ile bilmeli ve kullanabilmelidir. Çünkü konuşmacıların dili kullanım şekli bazen farklılık gösterebilir. Tercümanın bu gibi durumlarda durumu anlayarak çözüme kavuşturması beklenir.

Tercüme esnasında kaynak dili konuşan kişilerin farklı aksanlar kullanması, espriler yapması olasıdır ve tercüman buna hakim olarak çeviriyi çözümleyebilmelidir. Bu da deneyim ve uzmanlık gerektirir. Bu nedenle kaynak dilde deneyim ve uzmanlık kazanmak için, o dilin konuşulduğu ülkede bir dönem yaşayarak dili, o dili kullanan insanlarla deneyimleyerek öğrenmek önerilir.

Sonuç olarak;

Kaynak ve hedef dil tercümenin ana yapı taşıdır. Bu yapı taşlarından birinde sekteye uğranması, hata yapılması demek iletişimin sağlanamaması ya da yanlış mesajların iletilmesi demektir.

Profesyonel tercümanların her iki dil, yani hedef ve kaynak dilde de uzmanlaşmış olması, hatta ana dili kadar kullanabiliyor olması beklenir.