Kaynak Dilin İyi Bilinmesinin Tercüme Üzerindeki Etkileri

Tercümede iki önemli saç ayağı vardır. Bunlar hedef dil ve kaynak dil olarak isimlendirilir. Kaynak dil mütercimlikte yazılı bir metnin orijinal dilidir. Tercümede ise konuşulan ve çeviriye dönecek olan dildir. Bu kaynak dilin çeviri yapılarak aktarıldığı dil ise hedef dil olarak kabul edilir. Tercümenin bir Türk vatandaşı tarafından yapıldığını varsayarsak; karşısında iki ayrı dil var ve bunlardan biri anadili, diğeri ise ikinci bildiği dil. Ve tercümanımız her zaman Türkçeden başka bir dile çeviri yapmayacağı gerçeği düşünüldüğünde, kaynak dil çoğu zaman ikinci dil tarafından verilecektir ve anadiline çevirmesi beklenecektir.

Böyle bir durumda, kaynak dil olan ikinci dilin iyi bilinmemesi baştan sona yanlış anlamalar, eksik tanımlamalar ve hata dolu bir tercüme olacaktır. Aslında tercüme kelimesi bile böyle bir girişim için pek uygun olmayacaktır. Zaten konuşma tercümesi için tamamen fecaat olacak bu durum hele bir de simültane ve ya ardıl tercüme yapıldığını düşünün kesinlikle hiçbir güvenirliği +olmayan, dinleyenleri ve çeviri müşterisini tamamen hayal kırıklığına uğratan bir olay olarak kalacaktır. Bu sorunu en aza indirgemek isteyen bir tercümanın, tercümeye başlamadan önce hangi dilin kaynak dil olarak alınacağını tespit etmesi ve kendi tecrübelerine olan güveni ile hareket etmesi uygun gelir.

Bazı dillerde kimi kelimelerin farklı anlamlarda kullanıldığını biliyoruz. Bizim dilimizdeki eşsesli kelimeler gibi. Kaynak dilin kelime haznesine geniş ölçüde sahip olmayan bir tercüman duyduğu kelimeyi aklına gelen ilk anlamıyla anlayacak ve çevirecektir. Yine kaynak dilin kuralını, kültürünü, o dilde kullanılan teşbih, mübalağa, atasözü, deyim ve birçok açıdan dili zenginleştiren unsurları iyi bilmemesi o tercümenin neredeyse tamamının hatalı olacağının garantisi olabilir. Tercüme aslından uzaklaşmış, hatta saçma sayılacak şekilde bozulmuş olacaktır.