Tercümanların Çalışma Ortamları Nasıl Olmalıdır?

Tercüme yapmak ve tercümanlık mesleği, düşünüldüğü kadar rahat ve kolay bir alan değildir. Kaynak dilde verilmek istenilen mesajı, anlamını bozmaksızın hedef dile aktarmak bir tercümanın yapması gereken öncelikli şeydir. Tercüman, bunu yapmak için çabalarken aynı zamanda da zamanla yarışır. Dillerin yapısına, imla kurallarına, gramerine ve hatta noktalama işaretlerine uygun bir çeviri metni ortaya çıkarmak için uğraşan tercüman, bu noktada birçok şeye dikkat etmektedir. Söz konusu dikkate değer bir unsur da, çalışma ortamıdır. Bir tercümanın çalışma ortamının doğru olması, hem onun hızını, hem de çevirilerindeki kaliteyi doğrudan doğruya etkileyecektir. Peki, diller arası çeviri yapan tercümanın çalışma ortamları nasıl olmalıdır? Gelin, şimdiki yazı dizinimizde bu sorunun cevabını öğrenelim.

İnsanların kimisi dağınık bir ortamda rahatlıkla çalışabilirken; kimisi ise, o dağınıklıktan direkt olarak etkilenir. Dikkati çok çabuk dağılan bir tercümansanız, ortamdaki dağınıklığı acilen toparlamanızda fayda vardır. Aksi durumda gözünüz sürekli ortamda bulunan nesnelere takılacak ve çeviri işinize odaklanmanız güç hale gelecektir. Bu durum, sizin için büyük vakti kaybı demektir. Şundan emin olun ki, zihin, ortam şartlarından doğrudan doğruya etkilenir. Siz her ne kadar inkâr etseniz de bu durum, yapılan araştırmalar sonucu kesinliğini ispat etmiştir. Örneğin; renkler ile zihnimizde oluşan algılar arasında büyük bir bağ vardır. Kırmızı, ilk aşamada dikkat çeken fakat belli bir süre sonra gözü yormaya başlayan bir renktir. Kahverengi ise, itici bir renktir; iş görüşmelerinde bu rengin kullanılmaması gerektiğinin nedeni de budur. Aynı doğrultuda denilebilir ki, çeviri yapacağınız ortamda hâkim olan rengin beyaz, bej veya yeşil gibi zihni ferahlatıcı renkler olmasında büyük fayda vardır.

Masanızın üstünde dikkat çekici nesnelerin olmaması; oturduğunuz sandalyenin ise konforlu olması dikkat edilmesi gereken diğer noktalardır.