Tercüme Hizmetlerinde Kaynak Dile Sadık Kalmak

Tercüme ‘çevirmek’ anlamına gelir; bir dili diğer bir dile çevirmek. Müşteriler tarafından bürolara iletilen belgelerdeki dil ‘kaynak’; tercümanın aktarımını yapacağı dil ise, ‘hedef’ olarak adlandırılır. Amaç ise, kaynak ve hedef diller arasında aktarımın doğruya en yakın şekilde yapılmasıdır. Tercümanın bunu yaparken ve hatta yapmaya başlamadan önce yerine getirmesi gereken birçok unsur bulunur. Bunlardan en önemlisi eğitimdir; bu alanda başarı merdivenlerini tırmanmak isteyen bireylerin her şeyden önce Mütercim-Tercümanlık Bölümü’nde eğitim alması gerekir. Ardından deneyim gelir ki, bu da birçok tercüme bürosu için hassas bir kriterdir. Tercüman için asıl zorluk ise, çeviri işlemlerine başladığı anda gün yüzüne çıkar. Birey, bu esnada birçok şeye aynı oranda dikkat etmelidir. Dikkat edilmesi gereken bu konulardan biri de kaynak dile hangi ölçülerde sadık kalınıp kalınmaması gerektiğidir.

Tercüme işlemi yaparken önemli olan ortaya motomat bir sonuç koymamaktır; ancak tercümanın bunu gerçekleştireyim derken kaynak dilde verilen mesajı tamamen bozması da asla doğru bir hareket olmayacaktır. “Tercüme kadına benzer; güzeli sadık olmaz, sadığı güzel” sözü yıllardır tartışılır, peki ama olması gereken nedir? Hepimizin bildiği çeviri sektörü kendi içerisinde yazılı ve sözlü olmak üzere iki ana dala ayrılmış ve bu dallar, kendi içerisinde kollara bölünmüştür. Teknik, tıbbi, hukuki, akademik yazılı çeviri; ardıl ve simultane ise sözlü çevirilerden yalnızca birkaçıdır. Tercümanın asıl işi, bir dili diğer bir dile çevirmek olduğuna göre bu belgeler üzerinde eklemeler veya çıkarmalar yapması doğru bir şey olmayacaktır. Ancak örneğin; edebi metinlerdeki asıl amaç okuyucuda bir duygu yaratmak olduğu için bu belgelerin çevirisi de aynı doğrultuda yapılmalıdır.

Tüm bunlar çerçevesinde denilebilir ki, tercümede başarıyı yakalamak isteyen tercümanın çeviri işlemleri esnasında, metnin anlam bütünlüğünü bozmaksızın ilgili toplumların kültürüne adapte olabilmesi gerekir.