Tercüme ve Toplumsal Kültür Arasındaki Bağ

“Tercüme” denildi mi akıllara ilk gelen, bir dili diğer bir dile çevirme işlemi olur. Ancak, tercüme sektörü biraz derinlemesine incelendiğinde ve işin iç yüzü öğrenildiğinde durumun hiç de böyle olmadığı anlaşılır. Evet, tercümenin asıl mantığı diller arasında çeviri yapmaktadır. Öyle ki, günümüzde Türkiye’de faaliyet gösteren tercüme büroları, müşterilerine İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca gibi dillerin yanı sıra Çince, Korece ve Japonca gibi çevirisi zor olan diller üzerinden de çeviri hizmeti sunmaktadır. Tercümanlar, çeviri işlemlerini gerçekleştirirken aynı anda birçok unsuru göz önünde bulundurur. Bunlardan en önemlisi ise, kaynak dilde yazılanları dilbilgisi ve imla kuralları ile noktalama işaretlerine uyarak hedef dile aktarmaktır. Metnin anlam bütünlüğünü bozmamak, verilmek istenilen mesaja dokunmamak ise dikkat edilen diğer noktalar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak tercümanın tüm bunların dışında özen gösterdiği bir başka öğe daha vardır: ‘Kültür’.

Tercüme yapmak, sadece dilleri birbirine çevirmek demek değildir. Yıllarını bu işe vererek alanında uzmanlaşmış her tercüman bilir ki, yazılı veya sözlü türü ne olursa olsun çeviriler, kültürler arasında birer geçiş anlamına da gelir. Olayı bir örnekle açıklamamız gerekirse; Bir tercümanın İspanyolca dili ile oluşturulmuş bir kitabı Türkçe’ye tercüme ettiğini düşünün. Siz bu kitabı okuduğunuzda İspanyol toplumunun gelenek-görenekleri, toplumun düşünce yapısı ve inancı yani kısaca kültürü hakkında fikir sahibi olabildiyseniz, tercüman çeviri işlemini kusursuz bir şekilde gerçekleştirmiş demektir. Bu durum, sözlü tercümeler için de geçerlidir. Çevirmen, konuşmacıların ağzından çıkanları ilgili dile tercüme ederken hem kaynak hem de hedef dilin konuşulduğu toplumlara ait kültürleri göz önünde bulundurmalı ve bu doğrultuda hareket etmelidir.

Tercüme yapmaya yeni başlayacak olan bireylerin, dillerin kuralları ve gramerleri dışında toplumların kültürlerine de hâkim olmaları fazlasıyla önemlidir.