Tercümede Kaynak ve Hedef Dilleri Bilmenin Ölçütü Nedir?

Tercümenin, diller ve kültürler arasında bir çeviri işlemi olduğunu artık hepimiz gayet iyi biliyoruz. Sektöre ve mesleğe yönelik ilgi ve talebin gün geçtikçe arttığını, bu doğrultuda alanda faaliyet gösteren kuruluşların ve kişilerin kendilerini sürekli bir yenileme çabası içerisinde olduğunun da farkındayız. Türkiye tercüme sektörü, özellikle küreselleşmeyle birlikte büyük gelişme gösterip dünya pazarında önemli bir mevkiye ulaştı; ancak bu durum “bu kadarı bize yeterli” deyip artık durabileceğimiz anlamına gelmez. Sektörün çok daha iyi yerlere taşınabilmesi için tercüme büroları kadar, tercümanlara da büyük görevler var. Şimdiki yazımızda, bu görevler arasında oldukça büyük öneme sahip; kaynak ve hedef dilin bilinirliği ölçütlerinden bahsedeceğiz. Yani bir tercüman, kaynak ve hedef dilleri ne kadar bilmesi halinde başarılı olabilecektir?

Çeviri dediğimiz şey; belli bir dili, diğer belli bir dile aktarmaktır. Tercümanın okuyup veya dinleyip ardından çevirisini yapacağı dile ‘kaynak dil’ denilir. Çeviri metninde yer alan dil ise, ‘hedef dildir’. Kaynak ve hedef diller hakkında aynı düzeyde bilgi sahibi olmak, bir tercümanı başarıya götürecek ilk anahtardır. Çoğu çevirmen bu durumun bilincinde olmasa da, kendisinin bu dillerden yalnızca bir tanesine hâkim olması, asla ama asla yeterli değildir. Kaynak ve hedef dil hakkında eşit düzeyde bilgi birikimi edinmek şarttır. Peki, bu bilgi birikiminin kapsadığı noktalar nelerdir?

Kaynak ve hedef dillerin;

  • Dilbilgisi ve imla kuralları,
  • Noktalama işaretleri,
  • Gramerleri.

Evet, tercüman her iki dile de bu alanlar üzerinden tam hâkimiyet kurmalıdır. Bunun yanı sıra, dillerin konuşulduğu toplumlara ait kültürler ve hatta o toplumların sokak jargonlarını da öğrenmek büyük önem taşır. Unutulmamalıdır ki, her iki dil de öğrenilmediği sürece kaynak dilde verilmek istenilen mesaj, hedef dile asla doğru yansıtılamayacaktır.