Türkiye’nin Çeviri Tarihi

Çeviri, kültürler arası değerleri geleceğe taşımak için önemli bir araçtır ve en eski uygarlıklar da dahil olmak üzere tüm medeniyetlerin tarihinin anlaşılmasında büyük bir rol oynamıştır.

Çevirinin Ortaya çıkışı

Çeviri tarihi, tarih öncesi uygarlıkların birbirlerini anlama ve anlaşılma gereksinimlerinden doğan bir kavram olmuştur. Bazı bilim adamları sanılanın aksine çeviri tarihinin, yazının bulunmasından çok daha önceki dönemlere, yani Antik Çağa dayandığını öne sürmektedir. Bu dönemde insanların gereksinimlerini ve düşüncelerini dile getirmek için doğayı taklit ederek birbirleriyle anlaşmasının çeviri olduğundan bahsederler.

Dünya’da Çeviri Tarihi

Dünya çeviri tarihinde ilk çevirinin MÖ 3. yüzyılda İncil’in İbranice’den Yunanca‘ya çevrilmesi Batı dünyasındaki ilk büyük çeviri olarak kabul edilir. Çeviri için görevlendirilen 70 tercümanın her biri çeviri işlemini tamamlayarak 70 sürüm elde ettiler ve hepsi birbirinin aynısıydı. Daha sonra bunlar diğer dillere çevrilmesi için kaynak olarak kullanıldı.

Türkiye’de Çeviri Tarihi

Türkiye açısından ele alacağımız çeviri tarihinden bahsetmeden önce bu konu hakkında kullanılan kelimelerin anlamlarını ve kullanımlarını netleştirerek başlamakta fayda var. Yazılı metinleri çeviren kişilere “mütercim“,  sözlü çeviri yapan kişilere “tercüman” her ikisinde de yetkin olan ve çalışan kişilere  “çevirmen” denir.

Tarih öncesi dönemlere Mezopotamya’da bulgularına rastlanan Sümerliler’in resim yazıları ve kil levhalar , kitabeler çeviri tarihinin ilk örnekleridir. Bu bulgularda 3 farklı dile rastlanması, o dönemde aynı coğrafya aynı bölgede insanların farklı dilleri konuşuyor olduğunu ve anlaştıklarını gösterir. Bu noktada çevirinin ilk tarihi çözülmeye başlar.

Zamanla yazının bulunması ve kullanımıyla çeviri insan hayatının aslında tam da merkezinde yer almaya başladı. Dönem uygarlıkları, ticaret, siyasi anlaşmalar ve iletişim için çeviri kullanarak anlamaya ve anlaşılmaya başladılar.

Siyasi anlaşmalar demişken, özelikle tarihte de önemli rol oynayan çeviri, Anadolu Selçuklu Dönemi zamanında dış devletlerle olan iletişim ve anlaşmalar için kullanılan tercümanların olduğu da tarihçiler tarafından ortaya konan önemli bir bilgidir. Çeviri, daha sonra Osmanlı Döneminde de kullanılmıştır ve kaynaklarda adı geçen ilk Osmanlı çevirmeni Lütfi Beydir.

Osmanlı’nın topraklarını genişletmesiyle birlikte diğer imparatorluk ve devletlere diplomatik ilişkileri de artmış ve dolayısıyla tercümanlık Fatih Sultan Mehmet döneminde çok daha ihtiyaç duyulan ve önem verilen bir kavram olmuştur. Bu dönemde oluşturulan saray tercümanlığı,  yabancı elçilik ve konsolosluklar, Divan-ı Hümayun ve mahkemeler gibi alanlarda kullanılmıştır.

19. yüzyıl başlarında, Batı ve Avrupa  edebiyatından çeviriler yapılmaya başlandı ve şiir, tiyatro ve roman gibi türlerin yerli yapımını da teşvik ederek çeviriler sayesinde kültür ve sanat ortamı oluştu. Özellikle Fransızca‘dan yapılan çeviriler Osmanlı Dönemi yerli edebiyatına oldukça yön vermiştir.

Öneminin bu dönemde gittikçe artması sonucu çeviri kurumsallaştırılarak Telif ve Tercüme Dairesi, Encümen-i Daniş ve Telif ve Tercüme Heyeti gibi kurumlar oluştu.

Cumhuriyet Döneminde de ihtiyaç olarak görülen çeviri, günden güne önemini artırarak ilerlemiş ve kurumsallaşmıştır. Günümüzde ise bilgi ve teknoloji çağının hayatımızın birçok alanına yaptığı değişikliklerden çeviri sektörü de etkilenmiştir.

Sonuç olarak,bu bilgi ve teknoloji çağının zirvesinde, bilgisayarlar ve arama motorları çeviri işlemlerini yapabiliyor olarak görünse de tercümanlar yetkinlikleri ve becerileri sayesinde her zaman tercih edilme sebebi olmuşlardır.